SAHİH-İ MÜSLİM

Konular        Numaralar  

İMAM NEVEVİ ŞERHİ

135 NOLU HADİS İÇİN

 

Hadisin birinci senedinde "İsmail b. İbrahim'den" denilirken (1/217) (ikinci isnadı olan) Ebu Bekr b. Ebu Şeybe rivayetinde: "Bize İbn Uleyye, Halid'den şöyle tahdis etti. .. mutlaka cennete girer" denilmektedir.

 

İsmail b. İbrahim, İbn Uleyye'nin kendisidir. İşte bu da Müslim (rahimehullah)'ın ihtiyatındandır. Çünkü ravilerden birisi "İbn Uleyye" diğeri "İsmail b. İbrahim" demiş, kendisi her iki farklı rivayeti beyan edip, sadece birileriyle yetinmemiştir. Uleyye ise İsmail'in annesidir. Kendisine Uleyye'nin oğlu anlamında İbn Uleyye denilmesinden hoşlanmazdı, açıklaması daha önce geçti.

Halid denilen zat, Halid b. Mihran el-Hazza' dır. Nitekim ikinci rivayette bunu açıklamıştır. Künyesi Ebu'l-Munazil'dir. İ1im ehli der ki: Halid hiçbir zaman hazza (ayakkabıcı) olmamıştır ama o onlarla birlikte oturup kalktığı için ona el-Hazza denilmiştir. Meşhur olan budur. Fehd b. Hayyan dedi ki: O uhzu ala hazennahv: Bu şekilde yapınız derdi. Bundan ötürü ona "el-Hazza" lakabı verilmiştir. Halid tabiinden sayılır. Velid b. Müslim b. Şihab el-Anberi el-Basri Ebu Bişr'e gelince, o tabiinden bir topluluktan rivayet nakletmiştir. Ravi isimlerini bilmeyen bazı kimseler onun bu ismini bazen Velid b. Müslim el-Umevi ile karıştırabilir. O vela yoluyla Umevi' dir. Dimeşk'i Ebu'l-Abbas künyeli olup, el-Evzal'nin arkadaşıdır ama bu işi bilen raviler bunu karıştırmaz çünkü her ikisinin kabile ve belde nispetleri ile künyeleri -zikrettiğimiz gibi- farklıdır, tabakaları da farklıdır. Birincisinin tabakası daha öncedir. O ikincisinin büyük hocalarının tabakasındadır. Yine bu ikisi şöhret, ilim ve üstün mertebeleri bakımından da ayrıdırlar. İkincisi bütün bu hususlarda farklılık gösterir. İlim adamları der ki: Şam halkının ilmi hep onda ve İsmail b. Ayyaş'ta toplanmıştır. Kendisi İbn Ayyaş'tan daha da üstündü. Allah hepsine rahmet buyursun. Allah en iyi bilendir.

Humran'a gelince, adı Humran b. Eban olup, Osman b. Affan (r.a.)'ın azatlısıdır. Humran'ın künyesi Ebu Yezid'dir. Aynu't-Temr'den alınan esirlerdendi.

 

Bu hadisin ve benzerlerinin anlamına gelince,

 

Kadı Iyaz (rahimehullah) bu hadisin açıklaması ile ilgili gerçekten güzel bilgileri toplayıp, oldukça nefis açıklamaları bir araya getirmiştir. Ben de önce onun açıklamalarını muhtasar bir şekilde nakledecek sonra da ona hatırıma gelen daha başka eklemelerde bulunacağım. Kadı Iyaz (rahimehullah) dedi ki:

İki şahadet kelimesini getirenler arasından yüce Allah'a isyan eden kimselerin durumu hakkında insanlar farklı görüşlere sahiptir. Mürcie, İman ile birlikte masiyetin ona zararı olmaz derken, Hariciler ona zararı olur ve ondan dolayı kafir olur, Mutezile eğer masiyeti bÜyük ise ebedi olarak cehennemde kalır ama o ne mümin, ne de kafir olarak nitelendirilir, ona fasık niteliği verilir. (1/218) Eş'ariyye: Günahı ona mağfiret olunmasa ve azaba uğratılsa dahi o mümindir, kesinlikle ateşten çıkartılıp, cennete konulacaktır, demişlerdir.

 

(Kadı Iyaz devamla) dedi ki: Bu hadis Haricilerle Mutezile'ye karşı bir delildir. Mürciedlere gelince, eğer onlar hadisin zahirini delil gösterecek olurlarsa deriz ki: Hadis şöyle anlaşılır. Allah onun günahını bağışlar yahut şefaat ile ateşten çıkartıldıktan sonra cennete konulur. Buna göre Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in: "Cennete girer" buyruğu azap ile cezalandırıldıktan sonra oraya girer demek olur. Bunun tevil edilmesi kaçınılmazdır çünkü bazı günahkar kimselerin azaba uğrayacakları ile ilgili çok sayıda açık zahir hüküm gelmiştir ki, şeriatın naslarının birbirleriyle çelişmemesi için tevili kaçınılmazdır. \

 

Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)' in: "Bildiği halde" buyruğunda da Mürde'nin aşırıya kaçanlarının kalbinden inanmasa dahi zahiren şahadet kelimelerini söylemiş bir kimse cennete girer diyenlerin söyledikleri bu kanaatin reddolunduğuna işaret bulunmaktadır. Zaten bunu bir başka hadiste "ikisi (şahadet kelimeleri) hakkında şüphe etmeksizin" buyruğu ile kayıt getirmiştir ki, bu da bizim dediğimizi pekiştirmektedir.

 

Kadı Iyaz der ki: Şahadet kelimelerini sözlü olarak söylemeksizin yalnızca kalbin bilgisinin -hadiste sadece bilmekten söz edildiğinden ötürü- faydalı olacağı kanaatinde olan kimseler bunu görüşlerine delil gösterebilirler. Ancak ehl-i sünnetin mezhebine göre bilmek şahadet kelimeleri ile irtibat1ldır. Bunların biri olmadan diğerinin faydalı olması ve ateşten kurtarıcılığı sözkonusu değildir. Ancak dilindeki bir rahatsızlık dolayısıyla şahadet kelimelerini getiremeyen yahut onu söyleyecek kadar bir süre bulamadan eceli gelen bir kimse müstesnadır.

Ayrıca bu lafızı ileri sürerek cemaate muhalefet eden bir kimsenin lehine delil olacak bir taraf da yoktur çünkü bu bir başka hadiste müfesser olarak şöylece zikredilmiştir: "Kim la ilahe illailah deyip de Allah 'tan başka ilah olmadığına ve benim Allah'ın Rasulü olduğuma şahadet ederse ... " denilmiştir. Bu hadis ve benzeri pek çok hadis gelmiş olup, bunların lafızları arasında farklılık bulunmakla birlikte tahkik ehline göre bunların anlamları birbirleriyle örtüşmektedir. Bu hadiste ise bu hüküm bu laflZIa gelmiş bulunuyor.

 

Muaz (r.a.)'ın Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'den diye naklettiği rivayetinde "Kimin son sözü la ilahe illailah olursa cennete girer." Ondan (Sallallahu aleyhi ve Sellem) gelen bir başka rivayette: "Kim Allah'ın huzuruna ona hiçbir şeyi ortak koşmaksızın çıkarsa cennete girer."; ''l\lIah'tan başka hiçbir ilah olmadığına, Muhammed'in Allah'ın Rasulü olduğuna şahadet eden her bir kulu Allah mutlaka cehenneme haram eder" buyurmuştur.

 

Ubade b. es-Samit ve Itban b. Malik'in rivayet ettikleri hadiste de buna benzer ifadeler vardır. Ayrıca Ubade (r.a.)'ın rivayet ettiği hadiste: "Ameli her ne olursa olsun" denilmektedir.

 

Ebu Hureyre'nin rivayet ettiği hadis de şöyledir: "Her iki (şahadet kelimesi}nde şüphe etmeksizin bunlarla yüce Allah'ın huzuruna çıkan her bir kul mutlaka cennete girer, isterse zina etmiş, hırsızlık yapmış olsun. "

Enes'in rivayet ettiği hadiste de: "La ilahe illailah deyip de bununla yüce Allah'ın nzasını isteyen bir kimseyi Allah ateşe haram eder" buyurmuştur. Bütün bu hadisleri Müslim (rahimehullah) kitabında serd etmiş bulunmaktadır.

Aralarında İbnu'l-Müseyyeb'in de bulunduğu seleften -Allah'ın rahmeti onlara olsun- bir topluluktan nakledildiği üzere bu tür hadislerde belirtilen hükümler farzların, emirlerin ve yasakların nüzulünden önce olmuştur.

 

Bazıları da: Bunlar açıklanmaya ihtiyacı olan mücmel hadislerdir. Bunun anlamı ise kim bu sözü söyleyip hakkını ve farizasını eksiksiz yerine getirirse demek olur. Bu da Hasan-ı Basrl'nin görüşüdür.

 

Bir diğer görüşe göre bu, pişmanlık ve tövbe halinde bu sözü söyleyip, bu hali üzere ölen kimseler hakkındadır. Bu da Buhari'nin görüşüdür. Bütün bu teviller ancak bu hadislerin zahirlerine göre anlaşılması halinde sözkonusu olur (11219) ama bunlar gerektiği gibi ele alınacak olursa, muhakkiklerin açıkladığı üzere tevil edilmelerinde herhangi bir problemle karşılaşılmaz. Böylelikle her şeyden önce şunu tespit etmeliyiz. Selef-i salihin, hadis ehlinin, fukahanın ve onların mezhepleri üzere ilerleyen Eş' ari kelamcılarının oluşturduğu ehl-i sünnetin tamamının kanaatine göre günahkarların durumu yüce Allah'ın meşietine kalmıştır. İman üzere ölüp kalbinden ihlas ile şahadet kelimelerini getiren herkes cennete girecektir. Eğer tövbe etmiş yahut masiyetlerden kurtulmuş birisi ise Rabbinin rahmetiyle cennete girer ve büsbütün cehenneme haram olur.

 

Şayet varid olmuş iki hadis lafzını bu şekilde bu niteliklere sahip olanlar hakkında yorumlayacak olursa her şeyaçık seçik anlaşılmış olur. İşte Hasan-ı Basri'nin ve Buhari'nin yaptıkları iki tevilin anlamı da budur. Eğer bu kişi (yani şahadet kelimelerini getirmiş kimse) yüce Allah'ın kendisine farz kıldıklarını zayi etmek yahut Allah'ın kendisine haram kıldıklarını işlemek suretiyle karıştırmış (amellerine günah katmış) kimselerden ise o takdirde o ilahi meşiet altındadır. Onun cehennem ateşine haram olacağı kesinlikle söylenemeyeceği gibi ilk anda cenneti hak ettiği de söylenemez. Bunun yerine onun, sonunda cennete girmesinin kaçınılmaz olduğu kesin olarak söylenebilir. Cennete girmeden önceki hali ise ilahi meşiet riski altındadır yani yüce Allah dilerse onu günahı sebebiyle azaplandmr, dilerse lütfuyla onu affeder.

 

Hadislerin tek tek bağımsız bir şekilde ele alınıp, aralarının cem ve telif edilmesi de mümkündür. Bu durumda cennetin hak edilmesinden kasıt, daha önce açıkladığımız üzere ehl-i sünnetin muvahhid olan herkesin cennete girmesinin kaçınılmaz olduğu üzerindeki kmaları olur ve bu cennete giriş ya (cehenneme girmeksizin) afiyet içerisinde erken olur yahut cezalandmlmasından sonra geç olur. Ateşin haram edilmesinden maksat da Haricilerle, Mutezileye -her iki meselede de- muhalif olarak, ebedi kalmanın haram oluşu söz konusu olur.

"Son sözü lo ilohe illailah olan cennete girer" hadisinin, söylediği son söz bu olup, sözlerini bununla sonlandıran kimse hakkında özel bir hadis olması mümkündür. İsterse bundan önce günah karıştırmış birisi olsun. Onun söylediği bu son söz, yüce Allah'ın kendisine rahmet buyurmasına ve doğrudan cehennemden kurtulup, ona haram kılınmasına sebep olur. Onun bu hali ise diğer günah karıştırmış muvahhidler arasında olup da son sözü böyle olmayan kimselerden farklı olur.

 

Ubade (r.a.)'ın hadisinde bunun gibi zikredilen ve "cennetin dilediği kapısından gireceği" belirtilen hadis de aynı şekilde Nebi (Sallallahu aleyhi ve Sellem)'in sözünü edip, şahadet kelimeleri ile birlikte imanın hakikatini ve hadisinde sözkonusu ettiği tevhidi bir arada bulunduran ve günahlarından ağır basan ecir ve mükafatı bulunup, kendisi için mağfiretin, rahmetin ve cennete girişin -yüce Allah'ın dilemesi ile- icap edeceği kimseler hakkında özelolur. Allah en iyi bilendir. -Kadı Iyaz (rahimehullah)'ın açıklamaları burada sona ermektedir. Bu açıklamalar son derece de güzeldir.-

 

İbnu'l-Müseyyeb'den ve başkalarından naklettiği açıklama zayıf ve batııdır çünkü bu hadisi rivayet edenlerden birisi Ebu Hureyre (r.a.)'dır. O da geç zamanlarda Müslüman olmuş birisidir. İttifakla Hayber'in fethedildiği yedinci yılda Müslüman olmuştur. Şeriatın hükümleri ise yerini bulmuş ve bu farzların pek çoğunun farziyeti de kesinleşmiş idi. Namaz, oruç, zekat ve diğer hükümlerin farz olduğu da anlaşılmış ve karar kılmıştl. Aynı şekilde beş ya da altıncı yılda farz olduğunu kabul edenlerin görüşüne göre hac da farz olmuştu. Bu iki görüş ise haccın dokuzuncu yılda farz olduğunu söyleyenlerin görüşlerinden daha tercih edilen bir görüştür. Allah en iyi bilendir.

 

Şeyh Ebu Amr b. es-Salah (rahimehullah) da yalnızca şahadet kelimesi ile cennete girileceğini belirten hadislerin zahirleri ile ilgili olarak bir başka tevili sözkonusu edip şöyle demiştir: Bunun bazı ravilerin hıfz ve zapttaki kusurundan kaynaklanan bir ihtisar olması, Rasülullah (Sallallahu aleyhi ve Selleml'in kendisinden olmaması mümkündür. Bunun delili ise aynı hadisin başka kişi tarafından nakledilen rivayetinde tam olarak gelmiş olmasıdır. Buna yakın bir tevil az önce de geçmiş idi. (Devamla) der ki: Yüce Allah'ı tevhid ile birlikte Müslüman olmanın kendisine bağlı olduğu ve İslam'ın gerektirdiği sair hususlarla karışık bulunan puta tapıcı kafirlere yaptığı hitabında Rasülullahın muhtasar olarak kullandığı ifade olma ihtimali de vardır. Kafir, putperest ve iki tanrı ya tapıcılar gibi kimseler vahdaniyeti kabul etmezken, la ilahe illaIlah diyecek olurlarsa ve durumu anlattığımız gibi ise Müslüman olduğuna hüküm verilir, durum böyle iken bizler bazı mezhep alimlerimizin dediği la ilah e illailah diyen kimsenin Müslüman olduğuna hükmedilir sonra da diğer hükümleri kabul etmeye mecbur edilir şeklindeki görüşü benimsemiyoruz çünkü bu kanaatin neticesi böyle bir kimsenin o vakit İslam'ı tamamlamaya zorlanması neticesine varır. O takdirde hükmü de bizzat bu hususta ve ahiret ile ilgili ahkamda onun Müslüman olduğuna hüküm vermeden mürted olanın hükmü gibi kabul edilir. Halbuki niteliğini belirttiğimiz bir kimse hem bizatihi bu hususta, hem de ahiret ile ilgili hükümler bakımından müslümandır. Allah en iyi bilendir.